Cevapların Ondokuzuncusu: Arslanın Avı Çakalların Şölenidir

Cevapların Ondokuzuncusu: Arslanın Avı Çakalların Şölenidir


Sorulara Cevaplar:
+ Son dönemde birçok genç arkadaştan ve beyaz yakalı profesyonellerden sorular geliyor. “İstediğim hayatı ne zaman yaşayacağım, istediğim işte ne zaman çalışacağım, hayallerimi nasıl yerine getireceğim, ne kadar sürecek, başarısız olursam ne olacak, ne zaman kendim gibi davranacak güvene sahip olacağım, sizin yolculuğunuz, hikayenizden örneklerle anlatır mısınız?”
Bu sorulara kitap yazarak cevap verilebilir ancak; çok boyutlu bir konu. Ama bir iki deneme ile yanıt vermeye çalışacağım.

Cevapların Ondokuzuncusu: Arslanın Avı Çakalların Şölenidir

Girişimci arslandır; azmiyle, gücüyle ve tek başına kimsenin alt edemediklerini kendine yem yapar. Arslanın avı çakallara şölen olur. Kendisi bir şey yapamayanlar birçokları aldığı tüm risklerle, kendine has özellikleri ve gücüyle girişimcinin edindiği başarıdan beslenmeye çalışırlar. Sakin sakin bekleyen ve izleyen çakallar gibi arslanın başarısı üzerine hareketlenir ve tanınmaz halde saldırıya geçerler.

Girişimci çakallarla yürüyen arslan gibidir, etrafında fırsatçı ve onun başarısından beslenmekten başka şansı olmayan kişilerle birlikte yürür. Başarıyı edinmek kadar çaldırmamak da önemlidir. Bir savaşta öldürmekten daha önemli olan şeyin hayatta kalmak olduğu gibi, girişimci için başarmak için sürekliliği sağlamak ve onun arkasından başarıyı da çakallara yedirmemek çok önemlidir.

Daha önceki yazılarımla ortaklar ve çalışanların ayrımını ve takımın ne olduğunu düşündüğümü paylaşmıştım. En iyi hukukun anlaşmanın hukuku olduğunun altını çizmiştim. Bunları bugünkü konumuz ile birleştirerek girişimcilere daha yolun başından başarılarını garanti altına alacak adımları atmalarını, çalışanları ve ortakları başta olmak üzere herkese adil şekilde başarıyı paylaşacakları bir çerçeveyi çizmelerini ve tüm paydaşları ile bu çerçeve etrafında sürprizlere karşı kapıları kapatarak yürümelerini öneririm.

2008 yılından bu yana Türkiye’deki çalışma tecrübemde akla hayale gelmeyecek birçok olayla karşılaştım; insanların tanınmaz hale geldiklerini, çok küçük paralar için inanılmaz taklalar attıklarını gördüm… Normal bir ekonomik sistemde kurallar, haklar ve karşılıklı itimat sistemin yürümesi ve ölçeklenebilir şekilde gelişmesi için ön ve gerek şart olan hususlardır ve ekonominin üzerine oturduğu temel taşlardır. Ülkemizde serbest ekonominin kurallar ve itimatı oluşturacak şartlarla işlemesi konusunda derin bir tecrübe bulunmamasının ülkenin gelişimi için önemli engellerden biri olduğunu düşünüyorum. Sürekli krizler ve belirsizliklerle boğuşmuş olan ve 2002 öncesinde ortalama hükümet ömrü bir buçuk sene olan bir ülkede ister istemez bu çok çabuk açılıp kapanan fırsat pencerelerinden faydalanmak için son derece kısa vadeli ve vur-kaç mantığı ile kazanım peşinde olan bir ticaret anlayışımız var.

Girişimci ekonomik sistemin içerisinde yer alan yapısal bozukluklar ve verimsizliklerden faydalanarak sistemde kendine yer açıp birer fırsata çevirebildiği gibi, bunların sistemin içerisindeki her oyuncu kadar kendisine de büyük tehditler oluşturduğunu da görebilmelidir. Ticaretin ve ortaklığın en büyük düşmanı paydaşlarınızda ilk kademesi umursamazlık olan, oradan arsızlığa ve hırsızlığa giden bir ruh halinin aktif ya da daha tehlikelisi uyur halde bulunmasıdır.

Serveti likiditenin ne olduğunu öğrenmeden anlayamayacağımız gibi, insanları da paraya erişebilecekleri kadar yaklaşmadan tanıyamayız. Zenginlik eşiğinin çok düşük olduğu ülkemizde girişimci yolculuğu boyunca etrafındaki insanların duruş, davranış, bakış ve öncelik değişimlerini yakından gözlemlemelidir.

2008 yılında maddi ve manevi tüm birikimlerim ile arkamdan ailemi de sürükleyerek Türkiye’ye döndüm ve ülkemizin halen en büyük sorunu olan tasarruf ve sermaye piyasalarının gelişimi için varım yoğumla çalıştım ve savaştım. Geriye dönüp baktığımda bazı kararlarımın yanlış olduğunu görüyorum; bu hataların temelinde hep iyimserlik ve insanlara olan inan ve güvenle atılmış adımlar, verilmiş olan sorumluluklar var. Son altı senede ülkemdeki bu özverili çalışma dönemimde takım olarak tüm başarılarımızın yanında hatalarımızdan ve tökezlediğimiz anlardan aldığım bir dersi de paylaşmam gerekirse: “çalışan kişinin ahlaki özgeçmişindeki tecrübesinde, aklında başında değil midesindedir.” Son altı senede oldukça tecrübeli ve yetkin görüntüsü ile güven veren ama paraya dokunacak kadar yaklaştığında kendini kaybeden insanlar gördüm. Rhea Portföy’ü bağımsız bir oyuncu olarak piyasada konumlandırırken, konusunda iddiali birçok yatırım yöneticisine, müşteri ilişki yöneticisine platform sağladım. Portföy yöneticileri için 6-12 aylık bir pencere açıp onların performanslarını çok yakından izleyip, sürekli artı performans üretebilme kabiliyetlerini değerlendirip, satış personelinin ise müşteri ilişkilerindeki başarısını gözlemleyip başarılı olanlar ile ilerlemeye dayalı bir yaklaşımımız oldu. Girişimcinin ekran arkasına saklanan kalabalıklarda kaybolarak var olmayı hedefleyen çalışanı olamaz. Her koltuğun değeri ve maliyeti vardır, her çalışan koltuğunu doldurmak ve performans üretmek zorundadır. Bu ciro üretip yatırım ayakları üstünde durana kadar, yerleşik oyunculara karşı girişimcinin en büyük dezavantajıdır.

Girişimci her çalışanından her ortağından verim almak zorundadır. Bu sebeple olabildiğince yetkin ve küçük bir takımda çalışmaya uygun karakteri olan, başarıya aç ama başarıyı çalmaya yeltenecek mideye sahip kişileri seçmek zorundadır. Hiç kimse mükemmel değildir. Unutulmaması gereken konu, profesyonel yetkinliğin gerekirse dış alım ile sağlanabileceği ve bir organizasyonda girişimcinin takımında ve ortakları ile içselleştirmesi gereken temel erdemin karşılıklı güven ve bunu yaratacak anlayış ve hukuki çerçevenin masada olmasıdır. “biz bu yolda uzun yürüyeceğiz, yeri geldiğinde birimize bir şey olursa birbirimizin çoluğuna çocuğuna bakacağız, bizim çalışma ortaklığımızın ruhu bu olmalı” diyen 20 yılın üzerinde çalışma tecrübesi olan kelli felli adamların ilk fırsatta Rhea’nın sahip olduğu ilişkileri hatta yatırımlarındaki yönetim kurulu üyeliklerini çalarak kendine iş kurmaya çalıştığını gördüm. Bu spesifik örnekleri veriyorum ki, hariçten gazel okuyor diye düşünmeyin, başarıların arkasındaki hikayelerde ne akla gelmez ayrıntıların olduğunu, ve insan doğasının ne oranda kötülüğe yatkın olduğunu görün isterim. Hatırlatayım bu döngü umursamazlık ile başlar ilk işaret budur (pasif), ardından arsızlık gelir (aktif) bu noktada somut gelişmeler olmaya başlar ve bunun sonu hırsızlıkla sonuçlanır; bu süreçte hakkınız, imkanınız, ilişkiniz, fikriniz ve fırsatınız çalınabilir ve bunun üçüncü partilere dokunduğu ölçüde itibarınız olumsuz etkilenir.

2009 yılında Rhea’yı kurmak için somut adımlar atmaya başladığımda girişimcilik, insanlara ve geleceğe inanç ve iyimserlik konularında çok farklı bir ruh hali içerisindeydim. Bana kendi şirketini kurmak ve yönetmenin en güzel tarafının ne olduğunu sorduklarında “istediğim insanlarla çalışabilme özgürlüğü” demiştim. Bu süreçte 20’nin üzerinde üst düzey yönetici ve yönetim kurulu üyesi ile çalıştım. Bu tecrübemin arkasından 6 yıllık deneyimle şimdi aynı soruya “doğru insanlarla çalışabilme özgürlüğü” derdim.

Girişimci arslandır. Avından hızlı koşan, cesaretiyle gönlünün zenginliği ile kimsenin peşinden koşamayacağı hedefleri elde eden bir arslan. Girişimci her arslan gibi çakallarla birlikte yürür ama avını yakalayıncaya kadar bunların dişini göremez. Her avdan birçokları beslenir temel olan arslan payının çakallara kaptırılmamasıdır. Girişimci için başarıya erişmek kadar, onu elde ettiğinde çaldırmaması da önemlidir. Yolculuğunuz boyunca yapıcı bir gözlemci, dikkatli bir yönetici, tutamayacağı sözler vermeyen ve önemli konuları havada bırakmadan yürüyen bir girişimci olursanız, hem başarıya erişme hem de bundan hakettiğinizi alma imkanınız olur. Yoksa, arslanın avı çakallara şölen olur..