Cevapların Yirmincisi: Sorunlar Girişimcinin Varoluş Sebebi ve Şartıdır

Cevapların Yirmincisi: Sorunlar Girişimcinin Varoluş Sebebi ve Şartıdır


Sorulara Cevaplar:
+ Son dönemde birçok genç arkadaştan ve beyaz yakalı profesyonellerden sorular geliyor. “İstediğim hayatı ne zaman yaşayacağım, istediğim işte ne zaman çalışacağım, hayallerimi nasıl yerine getireceğim, ne kadar sürecek, başarısız olursam ne olacak, ne zaman kendim gibi davranacak güvene sahip olacağım, sizin yolculuğunuz, hikayenizden örneklerle anlatır mısınız?”
Bu sorulara kitap yazarak cevap verilebilir ancak; çok boyutlu bir konu. Ama bir iki deneme ile yanıt vermeye çalışacağım.

Cevapların Yirmincisi: Sorunlar Girişimcinin Varoluş Sebebi ve Şartıdır

Girişimci dert edinen kişidir, bu yüzden derdi eksik olmaz. Dertler ve bunlara kafaya takarak çözüm bulma arzusu girişimcinin varoluşunda yer alan karakteridir. Sorunlarla boğuşmaya gücü olmayanlar ile dert edinmekten kaçınanlar ancak rastlantıyla girişimci olanlardır ve yolları kısadır.
Hayatımızı zorlaştıran ve kalitesini düşüren, veya önem verdiğimiz şeylere zarar veren her şey alt edilmesi gereken bir hedeftir. Bu tavır inovasyon dediğimiz bir şeyi daha iyi ve verimli yapmak ile yenilikçi buluşların temelinde yer alır. İnovasyon ve yenilikçi buluşlar (teknoloji) şirketlerin içinde, kar amacı gütmeyen üniversite ve vakıf araştırma merkezlerinde olduğu kadar bir evin garajında da hayat bulabilir. İnsan dehasının sınırı yoktur, nerede nasıl karşınıza çıkacağı ve dünyayı bir çırpıda nasıl değiştireceği konusunda herhangi bir ölçüye bağlı öngörü yapılamaz. Bilgiye erişim, teknolojinin çok ucuza çok genele yayılmış olması ile birlikte insan dehasının en geniş anlamda üretkenliğe eriştiği ve sonuçlar ürettiği bir noktadayız.
Ekonomi politikalarının araştırma ve geliştirmeye giderek artan önemi vermesi, girişimciliğin ve teknolojik araştırmaların desteklenmesinin, lider ülkelerin patent başvuruları konusunda yarışmayı temel bir kriter olarak algılamasının temel sebebi de insan dehasının dünyanın en ücra köşelerinden akla gelmeyen adının bilmediğimiz ülke ve şehirlerinden hayatımızı etkileyen yeniliklerle çıkıyor olmasındandır. Bu ortam girişimcinin av zamanının geldiğinin en güzel göstergesidir. Ülkemizin tarihinin hiçbir noktasında gençler, girişimciler, fikirlerini ticarileştirmek isteyen mucitler, akademisyenler ve katma değer çizgisinde özgün ürün ve markalarla yukarı yönde hareket etmek isteyen şirketler bu kadar desteklenmemişti. Girişimciler eğitimlerden, çekirdek aşama desteklerine, ihracat desteklerinden, yurtdışında yeni Pazarlara giriş hibe ve desteklerine kadar uzanan çok geniş imkanlara sahipler. Artık, dert edinmenin vaktidir; dert edinip bunlara herkesin kullanabileceği çözümler üretip, bilinçli ve planlı bir şekilde bu geniş imkanlardan da faydalanarak ticarileşme adımını atmak ve girişimcilik merdiveninde basamakları tek tek aşarak yükselmenin vaktidir.

Karşılaştığım birçok girişimcinin hayatında karşılaştığı temel bir problemi çözmek için yola koyulduğunu ve eğer nihayetinde elinde ölçeklenebilir bir çözüm varsa, bunun ticarileşme sürecini de başarıyla yürütmesi halinde büyük ticari ödüller aldığına şahit oldum. Her şey bir “dert” bir “sorun” ile başlar ve girişimcinin yolcuğunda dertler başından eksik olmaz.
Gamsız insanlardan da uykusunu kaçıracak her şeyden kaçan ve ördüğü duvarlarla çevrili rahatlık ve huzur bahçesinde yaşayanlardan başarılı bir girişimci olduğunu görmedim. Rahatını kaçırmayı göze alan, bir şeye kafaya takıp uyku uyuyamayan insanda girişimciliğin temelinde yatan maya vardır. Bunu yaratıcılık, düzenli ve bilinçli bir süreç ve risk yönetimi ile yürüten kişilerin ödülleri çok büyüktür.
İnsan hayatında o güne kadar sahip olmadığı bir şeye sahip olmak istiyorsa, o güne kadar yapamadığı bir şeyi yapmak zorundadır. O güne kadar baktığı şekilde değil başka bir şekilde bakmalıdır soruna, almadığı riskleri almalı, o güne kadar göremediğini görmek için çaba harcamalıdır.
Dertler girişimcinin peşini asla bırakmaz; bu yolculukta sınırsız bir sabra ihtiyacınız olduğunu daha önce de belirtmiştim, bu noktada tekrar altını çizmek isterim. Girişimci etrafındakilerin kuşkulu bakışlarına rağmen, imkansızlıklara ve kaynaksızlıklara rağmen, dur-kalklara, git-gellere, in-çıklara rağmen düşe kalka ve her gün yeni dertlerle boğuşarak yoluna devam etmek zorundadır. Dışsal unsurların özellikle eleştirel kısmını etkin iletişim, bir kısmını yok sayarak yönetmek biraz tecrübe ile nispeten kolayca mümkün olabilir. Ancak içsel unsurların yönetimi sürekli kaynak ve öncelik yönetimini içeren birçok zor karar ile yapılabilir.
Bu sebeple daha önceki yazılarımda sıralı adımlar ile yürümenin önemine dikkat çekmiştim. Tekrarlanabilir ve ölçülebilir kriterler etrafında süreç yönetimi, imkansızlıklar ışığında, sürekli müdahale gerektiren birçok konunun yönetimi için girişimcinin elindeki en önemli imkandır. Bu girişimcinin temel karakteristiği olan yaratıcılığın önüne geçmek için değil aksine, vakit enerjinin katma değerli ve sonuç odaklı alanlara kanalize olması imkanını yaratmak için vardır.
Dertten kaçan girişimci, hayallerinden kaçtığını bilmelidir. Bu yolculuk bir gün uyandığınızda yeni engeller, kısıtlar, akla hayale sığmayacak en düşünülmemiş en uzak ihtimalli durumların arka arkaya dizildiği bir resme bakmanızı ve gülerek, şaşırmadan ve cesaretle bunları çözmek ve bunların arasından sıyrılıp yeni güne uyanabilmek için atılmayı gerektirir. Dertlerden kaçmak yerine, gözlerini açarak hazırlıklı olarak dertlerin kaynağında engellenmesi mümkündür.

Girişimcilerle ilgili popüler kültürdeki birçok referans başarılı genç girişimciyi okuldan terk, ayağında terlikle gezen, dünyayı takmayan uçuk kaçık bir tip olarak gösterirken, başarısız genç girişimciyi de kendine güveni olmayan, ne yaptığını bilmeyen ve/veya anlatamayan bir karakter olarak gösterir. Benim gerçek hayatta gördüğüm başarılı girişimciler uyanık, planlı, dersini çalışan, dinleyen, açık görüşlü ve iletişim yeteneği olan empati duyan ve gösteren insanlardır. Uçuk kaçık mucitlerle tanıştım ama çok çok özel durumlar dışında uçuk kaçık ve başarılı girişimci görmedim. Medyadaki çizilen portreler ve girişimcilerin kafasındaki referanslar öylesine güçlüdür ki, teknokentlerde toplantı yaptığımda beni toplantı için kahvenin 10 TL’ye satıldığı uluslararası bir kahveciye çağırıp, oturup kalkmalarını değişmiş şekilde karşılayan genç girişimciler hep gözümü korkutmuştur. Başarılı girişimci olmak için dert edinmek ve buna kendi yetkinlikleri çapında bir çözüm bulmakla başlanır ve kendi olunarak devam edilir, bunun aksini sadece Türkiye’de görüyorum.
Yurtdışında çalıştığım uzun seneler boyunca hemen aklıma gelenleri sıralayacak olursam Hindistan, Çin, Arjantin, İtalya, İngiltere, Pakistan, Almanya’dan gelen insanlarla aynı ortamda çalıştım, kimi bana raporladı kimine ben raporladım. Gerçek anlamda çok kültürlü çalışma ortamları içerisinde olduğu zaman insan kendisi olmaktan başka bir arayışa girmeden çalışabiliyor. Ülkemizde ise çalışma ortamlarında henüz bu çok kültürlü ortamlar yok, inovasyon ekosisteminde ise tamamen bir “yerlilik” teması hakim. Bir gün, inanıyorum ki çok yakında, inovasyon ekosistemimiz derinleşmeye ve gelişmeye başladıkça, araştırma merkezlerimizde Çin, Hindistan, Amerikan üniversitelerinden gelen araştırma görevlileri olacak, tüm alanlarda olmasa da belli dikeylerde dünyanın en iyi araştırma geliştirme ortamını sağlayacağız. Bir gün çok kültürlü ve dışa açık bir inovasyon anlayışına sahip olacağız, işte o ortamda genç girişimcilerimiz kendilerine dayatılan girişimci profiline bürünmek için çaba harcamayı bırakıp, fikre ve ticarileşme sürecinin yönetimine odaklanacaklar. İnanın çok trajikomik durumlarla karşılaştığım için bir fırsat bulup bahsetmek istedim.
Bu yolculukta şekli şemaliyle bir sıçrayan gördüm, iki sıçrayan da gördüm ama üç sıçrayan görmedim… Girişimci dert edinen kişidir, derdiyle kavrulup pişer. Derdi olmayandan girişimci olmaz. Gerisi boş…